ÇOCUK EĞİTİMİNDE CEZA

Çocuk eğitiminde ceza konusunu çocuk eğitiminin en tartışmalı konularından biridir. Kimi pedagojik yaklaşımlar cezaya tamamen karşı çıkarken, kimi yaklaşımlar cezayı gerekli görür. Ceza olmadan çocuğun iyi bir şekilde eğitilemeyeceğini düşünün ekoller de vardır. Ailelerin de bu konuda kafası karışıktır. Bazı aileler çocuğun cezayı hak ettiğini düşünür. Bazı ailelerde ise her ceza vermenin ardından bir pişmanlık duygusu oluşur. Çocuğa nasıl ve ne şekilde sınır koyulacağı ve ne şekilde yaptırım uygulanacağı anne-babaların da en çok ihtiyaç duyduğu konular arasındadır. Bu makalede kapsamlı bir şekilde ceza konusu ele alınacaktır.

Hangi Durumlarda Ceza Konusu Gündeme Gelir?

Çocuk eğitiminde ceza konusu genel olarak şu üç durumda ortaya çıkar:

  1. Çocuk sorumluluklarını yerine getirmediğinde
  2. Çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde
  3. Çocuk anne-babanın sözünü dinlemediğin de

Odasını ısrarlı bir şekilde toplamayan, ödevlerini yapmayan, dişlerini fırçalamayan bir çocuk sorumluluklarını yerine getirmez. Ailenin ısrarlarına rağmen çocuk yine sorumluluklarını yapmadığında ailenin aklına ceza vermek gelebilir.

Bazen de sorumluluk gerektirmeyen durumlar olur. Anne-baba çocuğundan kendi sözünü dinlemesini ister. Televizyonu kapatmasını, sofraya yemeğe gelmesini, gidip kendisine bir su getirmesini ister. Haklı olarak çocuğundan sözünü dinlemesini ister. Çocuk ısrarla anne-babanın sözünü dinlemediğin de yine ceza konusu ebeveynlerin gündemine girer.

Olumsuz davranışların ardından da ceza konusu gündeme gelir. Sürekli kardeşine vuran, küfür eden, eşyalara zarar veren, başka çocukların eşyalarını izinsiz alan çocuklar için de ceza düşünülebilmektedir.

  1. a) Çocuk Sorumluluklarını Yerine Getirmezse

Bir çocuğa sorumluluğunu yerine getirmediğinde ceza verilebilmesi için öncelikle anne-babanın şu iki soruyu kendisine sorması gerekmektedir:

  • “Çocuğumdan beklediğim sorumluluk onun yaşına uygun mu?”
  • “Çocuğuma doğru şekilde sorumluluk eğitimi verdim mi?”

Örneğin iki yaşındaki bir çocuktan düzenli olarak diş fırçalamasını beklemek yanlıştır. Ya da 3 yaşındaki bir çocuk tam anlamı ile odasını toplayamayabilir. Çocuklardan sorumluluk konusunda yüksek beklenti içinde olmak, onların çocuk olduğunu unutmak ebeveynleri öfkelendirebilir ve bu öfke ceza davranışı ile sonuçlanabilir. Çocuklar büyüdükçe onların sorumlulukları büyümelidir. Oda toplama, temel temizliğini yapma gibi sorumluluklar konusunda 7 yaş dönemi dikkate alınabilir. Bu yaş altındaki çocuklar verilen sorumlulukları eksik yapabilir, yapamayabilir ve bundan dolayı onları cezalandırmak söz konusu olamaz. Ancak bazı durumlarda çocuk, yapabileceğihalde sorumluluktan kaçar. Bu durumda ne yapmak gerekir?

Eğer aileler çocuklarına sorumluluk eğitimi vermediyse, bu konuda çocuğa yol göstermediyse ardından ‘sorumluluk sahibi olmadı’ diye onları cezalandırması hata olur. Bir çocuk bir sorumluluğu kazanana kadar biraz süre geçer. Sadece “Dişini fırçalaman gerekir” diyerek bir çocuğa sorumluluk kazandırılamaz. Yani çocuk, söyleme ve anlatma ile sorumluluk kazanmaz. Çoğu ebeveyn sadece konuşarak sorumluluk eğitimi vermeyi düşünür. Bu gerçekleşmeyince öfkelenir.

Çocuk bir sorumluluğu şu yollardan geçerek öğrenir:

  • Açıklama
  • Örnek olma
  • Birlikte yapma
  • Yalnız yapması için teşvik etme
  • Ödüllendirme
  • Yaptırım uygulama

Bu yollarından geçildiğinde bir çocuk sorumluluğu çok büyük ihtimalle kazanır. Örneğin diş fırlama sorumluluğu kazanmasını istediğimiz bir çocuk olsun. Bu çocuğa ilk önce farklı şekillerde, öykü ve oyun içinde diş fırçalamanın önemi anlatılmalıdır. Bu anlatımla birlikte çocuk önünde diş fırçalayan modeller görmek ister. Çünkü çocuklar söz ile değil rol modelleme yolu ile öğrenirler. Çocuğun önünde ona rol model olmak, diş fırçaladığımız anlarda onu da yanımızda tutmak çocuğun bu sorumluluğu içselleştirmesini kolaylaştırır. Ancak tek başına, anlatma ve örnek olma da yeterli olmaz. Çocuğun bir davranışı kazanabilmesi için bir süre ilgili davranışı çocukla birlikte yapmak gerekir. Birlikte yapılmadığında diş fırçalama işi çocuk için karmaşık gibi algılanabilir. Diş fırçalama eylemi suyun açılması, diş macunun fırçaya konulması, fırçanın dişe sürülmesi, ağzın çalkalanması, fırçanın temizlenmesi gibi alt becerilerden oluşur. Çocuk bu becerileri birlikte yaparak öğrenir. Çocuğa oturduğumuz yerden “Git dişini fırçala” dediğimizde çocuğumuz bu alt becerilerden birinde tıkanıp diş fırçalama eyleminden vazgeçebilir. Bu nedenle çocuğun diş fırçalama eylemini alışkanlık haline getirebilmesi için uzun bir birlikte yapma dönemi gerekir. Birlikte yapma döneminde çok fazla mükemmeliyetçi davranıp sürekli çocuğu düzeltmek çocuğu sorumluluktan kaçırabilir. Birlikte yapma döneminin ardından artık ebeveynler kendilerini geri çekebilirler. Bu dönemi teşvik ve ödüllendirme dönemi takip eder. Ebeveyn bir şey söylemeden çocuğun diş fırçalama davranışı yerine getirmesini bekler. Bu davranışı gördüğünde ödüllendirir, görmediğinde ise hatırlatılır. Doğru ödüllendirme için derneğimizin “Çocuk Eğitiminde Ödül ve Övgü” makalesi okunabilir. Tüm bu sürece rağmen çocuk sorumluluklarını yerine getirmiyorsa işte o zaman yaptırım ya da ceza gündeme gelebilir. Demek ki sorumluluk üzerinden çocuğa ceza verebilmek için verilen sorumluluğun çocuğun yaşına uygun olduğu bilinmeli ve çocuğa sorumluluk kazandırmak için gereken eğitim verilmiş olmalıdır.

  1. b) Çocuk Olumsuz Davranış Sergilerse

Bir çocuğa gösterdiği olumsuz davranıştan dolayı ceza verebilmek için o davranışın psikolojik bir sorundan kaynaklanmaması gerekir. Çocukların birçok olumsuz davranışının kökeninde psikoloji yaralar vardır. Bu yaralar kaygı, korku, depresyon, sevgi-ilgi ihtiyacı, fark edilme arzusu olabilir. Bu yaralardan kaynaklanan olumsuz davranışlar ise bir işaretçidir. Örneği tırnak yeme bir kaygı ve stresin göstergesi olabilir. Tırnak yemeyi cezalandırmak yanlıştır. Çünkü sorunun bizzat kendisi değil bir sonucudur. Aynı şekilde parmak yeme, alt ıslatma, gece korkuları, tikler, takıntılar psikolojik kökenlidir ve cezalandırılması doğru değildir. Hiperaktiviteden kaynaklı hareketlilik yine çocuğun elinde değildir. Dikkat eksikliğinden kaynaklı dalgınlık, dağınıklık, unutkanlık çocuğun elinde olmayan durumlardır ve bu durumda çocuğu cezalandırmak oldukça yanlıştır.

Çocuğun olumsuz davranışlarına ilk etapta hemen ceza vermeyi düşünmek bir hatadır. Ceza vermeden önce bu davranışın nedeni ve kökeni hakkında kafa yormak gerekir. Davranışa neden olan faktör ortadan kaldırıldığında çoğu zaman olumsuz davranış da ortadan kalacaktır.

Bir çocuğun küfür etme, eve geç gelme, arkadaşlarına zarar verme gibi davranışlarının bir yandan sebeplerini bulup çözmeye çalışırken öte yandan da bu davranışlara yaptırım uygulamak gerekebilir. Bu yaptırımın bir parçası olarak çocuğa bazı cezalar verilebilir.

  1. c) Çocuk Anne-Babanın Sözünü Dinlemezse

Bazen çocuklar sorumluluk sahibi olsalar da, psikolojik olanlar bir yaraları olmasa da anne-babalarının sözlerini dinlemek istemezler. Bazen pazarda istediklerini tuttururlar, bazen yatmak istemezler, bazen de bizim dediğimiz aksine bir davranışı sürekli olarak yaparlar. Duvarları çizmek, oyuncaklarını kırmak, arkadaşlarına vurmak, anne-babayı ısırmak gibi. İşte bu durumlarda çocukların sınıra ihtiyaçları olur. Sınırsız bir dünya hem yetişkinler hem de çocuklar için kaygı verici bir dünyadır. Hayattaki kurallar bir yandan bizi kısıtlar ama öte yandan bize güven verir. Kırmızı ışık kuralı hepimizi rahatsız eder ama varlığı sayesinde trafikte daha güvende oluruz. Çocuklar da görünüşte kural ve sınır istemezler ama ruh dünyaları sağlıklı sınırlara ihtiyaç duyar. Bu nedenle çocukların yatma, yeme, ekran başında kalma, sorumluluk alma gibi konularda sınırlara ihtiyacı vardır.

Çocuğa Sınır Nasıl Konur?

Çocuklara sınır koymadan önce onlara kısa açıklama yapmak gerekir. Örneğin yatmasını beklediğimiz çocuğa “Haydi şimdi uyuma vakti. Yarın okula gideceksin” gibi bir açıklama yapılabilir. Bu açıklamalar kısa olmalı, detaylı bilgi içermemelidir.  Çok bilgi çocuğun kafasını karıştırır. Çocuğa bu açıklama ile 2-3 defa seslenmek yeterlidir. Ancak seslenmelere rağmen çocuk anne-babanın sözünü dinlemiyorsa o zaman seçim yöntemi ile çocuğa bir yaptırım uygulanır.

Çocuğa sınır koyarken şöyle bir dil yapısı kullanmak daha makuldür:

“Eğer şimdi yatağına girip yatmamayı seçersen, yarın televizyon izlememeyi de seçmiş olursun.”

Bu cümle ile çocuğa bir seçim sunulur, kendi davranışı hakkındaki sorumluluk ona bırakılır. Çocuk ya şimdi hemen uyumayı seçecektir, ya da ertesi gün sevdiği bir etkinlik olan televizyondan vazgeçmeyi. Yani çocuk denileni yapmadığında sevdiği bir şeyden bir günlüğüne vazgeçecektir. Burada da karar ve sorumluluk ona aittir. Çocuğun elinden alınan şey televizyon, tablet, telefon, çikolata, oyuncak, parka gitmek gibi onun sevdiği bir şey olmalıdır. Ayrıca çocuk bu sevdiklerinden en fazla bir gün süre ile mahrum bırakılabilir.

Anne-baba seçim cümlesini kurduktan sonra kenara çekilir. Çocuğu yatması için zorlamaz. Çünkü ona bir seçim hakkı vermiştir. Çocuk muhtemelen bu seçimi ilk duyduğunda önemsemeyecek ve geç yatacaktır. Ancak ertesi gün televizyon izlemek istediğinde anne-babası ona yaptığı seçimi hatırlatacak ve seçiminin ardında kararlı şekilde durmasını sağlayacaktır. Ertesi gün geldiğinde çocuk ağlasa, özür dilese, yalvarsa, öfkelenip kendini yere atsa da ebeveyn geri adım atmamalı kararlı ve şefkatli bir duruş sergilemelidir.

Makalenin PDF Halini İndirmek İçin Tıklayınız.

Pedagoji Derneği
Dünyamızda Çocuk Var!

pedagoji derneği